KARDEŞİM BARIŞ

“Müjde Deniz, kardeşin oldu!” dediler. Kim dedi hatırlamıyorum. Heyecanla beklediğim kardeşim gelmişti. Sevincimden uçuyordum. Uzun zamandır bekliyordum onu... Bahçe kapısından annemin kucağında gördüm ilk kez. Kocaman, mavi-lacivert gözlerini açmış bana bakıyordu. “Kucağıma alabilir miyim?” dedim. Annem “Tabii “ dedi. Onu kucağıma aldım. Gururdan sevinçten uçuyordum. Bahçede gezdirdim. Herkese “O benim kardeşim, adı Barış” diyordum.

40 gün sonra babamızı hapse aldılar. Nişantaşı’na, büyükbabamla anneannemin yanına taşındık. Abla olmuştum. O benim gözbebeğimdi. Birlikte büyüdük, aramızdaki yedi yaş hiç de büyük bir fark değildi.

Babamı ilk kez hapishanede gördü. “Baba, baba, dedikleri kocaman bir adammış” dediğini hatırlıyorum.

Barış inanılmaz sakin bir çocuktu. Onu ben azdırırdım.

Büyüdükçe daha da yakınlaştık. Daha 7 yaşındayken sırdaşım olmuştu.

Onu rejisör, kendimi de artist yapardım. Durmadan giydiğim kıyafetleri tarif eder onun tek kare film çekmesine fırsat vermezdim. (Öylesine işlemiş ki içine bir filme başlarken konu kostüm meselesine gelince içine hâlâ müthiş bir sıkıntı bastığını söyler.)

Çok küçüklüğünden başlayarak, her durumda benimle dayanışma içinde olmuştur. O gün bugündür bu dayanışma devam eder.

İnsanın en yakınları hakkında bir şeyler yazması o kadar zor ki... Barış benim en yakınlarımdan biridir. Belki de birincisidir.

Birlikte büyümenin, aynı dili konuşmanın sonucu sadece ikimizin anlayabildiği anları kahkahalarla paylaşmamız insanları bayağı rahatsız eder. Biz buna da ayrıca çok güleriz. Bir sürü insan kardeş olduğumuza inanmaz.

Ülkü Tamer’lerin evinde bir gece Fazıl Hüsnü Dağlarca ikimize bakıp bakıp “Siz gerçekten kardeş misiniz?” diye sormuştu. Allahtan annemizle babamız da oradaydı!

Sonra, ikna oldu ama şöyle devam etti “Siz biraz ayrılın bakayım.” Anlaşılan durup durup kıkırdaşmamıza o da gıcık olmuştu.

Bu daha sonraları da sık sık başımıza geldi “Siz gerçekten kardeş misiniz?”

Ona epey işkence etmişliğim de vardı! O 10, ben 17 yaşındayken beni partilere göndermemek için Barış’ı peşime takarlardı. Ben de onu ikna etmek için “Bak gidelim partiye orada Fenerbahçeli futbolcularla tanıştıracağım seni” diye kandırırdım. Çocukları da uyarıp futbolcu numarası yaptırırdım. Gerçeği öğrenince çok kızardı ama asla anneme babama beni şikâyet etmezdi.

Biz kavga ederken (tabii ki kavga da ederdik kavga etmeyen kardeşler olur mu?) annemle babamın araya girmesine izin vermezdik. Anında kavgayı kesip onlara karşı birlik olurduk. “Siz karışmayın, size ne” derdik. Onlar da bu durumu kabul ederler ve karışmazlardı pek.

İlişkimiz hiç biçim değiştirmedi desem yeridir. Yazdığı her şiirde, her senaryoda, kısaca yazdığı her yazıda bir cümle, bir kelime, bir durum bana mutlaka bir şeyler hatırlatır çocukluğumuza, bize dair...

Bu yazıya başlaması ne kadar zorsa bitirmesi de o kadar zor benim için.

Ne diyeyim, iyi ki o benim kardeşim, canım kardeşim...
–Deniz Türkali

Yukarı