Bir yazı isteniyor sizden... "Bu sene Uluslararası İstanbul Film Festivalimiz'in 27. yılını kutluyoruz ve 2008 yılı sinema onur ödülünü sayın Ediz Hun'a vereceğiz" diyorlar... Ve sizden meslektaşınız Ediz Hun'u yazmanızı istiyorlar... Zor bir istek bu... Ediz Hun'u yazmak... "Türk sinemasının gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri" diyorsunuz... "Sinemamızın gelmiş geçmiş en beyefendi oyuncusu" diyorsunuz... Bütün bunlar yetmiyor Ediz Hun'u anlatmaya. Sonra şöyle bir geçmişine bakıyorsunuz; başarı dolu 45 yılı var sinemamızda ve Türk Sineması'nın en güzel kadınlarıyla 145 filmde başrol oynamış... Sevmiş onları; onlarla en ölümsüz aşklarını yaşamış ve onlarla yaşadığı heyecanları, sinemaların önünde kuyruklar oluşturan hayranlarıyla bölüşmüş yıllar evvel... Zaman zaman duygulandırmış onları, zaman zaman da acılarını bölüşmüş. Kendi anlatımıyla: İlk filmi Genç Kızlar'ı, henüz fazla ünlenmemiş olan Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit'le çevirmiş ve pek mutlu olmamış sonuçtan... Yarım bıraktığı eğitimini tamamlamak üzere Avrupa'ya gitme kararından ben vazgeçirmişim onu... Muazzez Tahsin Berkant'ın ünlü romanından uyarlanan Mualla'da Türkan Şoray'la oynatma önerim ve çalışmamızın sonucu sinemaya devam kararı aldırmış ona... İyi ki almış bu kararı... Yıllar boyu çok sevdi onu sinema seyircisi... Ailelerin efendisi, beyefendisi, ağabeyi, hiç ama hiç kimseyi kırmak istemeyen sevgilisi olmuş yıllar boyu. Bütün bunların yanı sıra, çalışmalarımız boyu benim de yandaşım, arkadaşım ve candaşım oldu Ediz Hun. "Aktör dediğin nedir ki?" demiş eski ustalarımız... Bugün varız, yarın yokuz demişler... Ama o yıllar boyu Yeşilçam'ın küçümsenmesine rağmen her zaman adını altın harflerle yazdırdığı sinemamızda "var" oldu ve olacaktır da... Ayrıca Ediz Hun benim için, aktörlüğünün yanı sıra insandır öncelikle... Kişiliğine silinmez imzalar atmış bir "beyefendi"dir üstüne üstlük. Hem de İstanbul beyefendisi... Katıksız.
- Ülkü Erakalın

Yukarı