İster beyazperdede, ister motorsikletiyle sokaklarda hız yaparken, ister bağında olsun, onda "özgürlükten korkmayan" bir "özgür ruh" vardır. İşte bu özgür ruhla "Fransa'nın sinema dünyasına armağanı" oldu, César'dan BAFTA'ya, Venedik'ten Cannes'a ödüller kazandı, Oscar adaylıkları aldı, yüz elliyi aşkın filmde Cyrano de Bergerac'tan Hopdediks'e, gangsterlerden kardinallere, Kristof Kolomb'dan Balzac'a uzanan kişilikleri canlandırdı. Evet, Cyrano de Bergerac'ı da canlandırdı... Bu başyapıtın yönetmeni Jean-Paul Rappeneau şöyle diyor: "Cyrano'yu başka kim oynayabilirdi ki? Cyrano'nun tüm şiirsel boyutunu zaten kendi içinde barındırıyor." Depardieu de şunları söylüyor: "Cyrano bir kasırgadır. Hiç duraksamadan, başına gelebileceklere aldırış bile etmeden enerjisini ve duygularını harcayıp tüketir. Bu anlamda ona çok benziyorum. Benimki gibi bir özgür ruha sahipseniz, sizi kıskananlar çıkacaktır; çoğu insan özgürlükten korkar." Belki de ancak oyunculuğa olan tutkusu özgürlüğünün önüne geçiyor. Çoklu baypas ameliyatını izleyen üç ay içinde üç filmde oynadı. Paris'teki Ulusal Halk Tiyatrosu'nda rastlantı sonucu keşfedilmesinden bu yana oyunculuk yapıyor. Marguerite Duras, Peter Handke, Israel Horowitz ve Molière'in yapıtlarını da içeren on beşi aşkın oyunda başoyuncu olarak rol aldı. Oysa tüm dünyada en çok beyazperdedeki varlığıyla tanınıyor. Filmlerdeki küçük rollerinin ardından, Bertrand Blier'nin Fransız sinemasında yeni bir kahraman tipini sunduğu Les Valseuses / Taşaklar (1974) filminde göründüğünde, neredeyse tanımayanı kalmadı. Blier'nin yedi filminde daha başoyunculuk yaptı; bunlar arasında 2005 yapımı Combien tu m'aimes? / "Beni Ne Kadar Çok Seviyorsun$" da yer alıyor. Marguerite Duras, Francis Weber, Alain Resnais, Maurice Pialat ve Claude Berri gibi Fransız yönetmenlerle sık sık çalıştı. "Légion d'honneur" ve "Ordre National du Mérite" gibi Fransa'nın en saygın nişanlarıyla onurlandırıldı. Hiç kuşkusuz Depardieu, hem ülkesi hem de sinema dünyası için bir hazinedir.

Yukarı