Sinemayı hayatının odak noktasına koyacak kadar seven ve filmleri sinema salonunda izlemekten haz eden bir eleştirmen, Marin Karmitz adını duyar duymaz gözünün önüne Godard’ın, Chabrol’un, Alain Resnais’nin, Ripstein’ın, Kieslowski’nin, Kiarostami’nin filmlerini, Yılmaz Güney’in Duvar’ını getirir! “Marin Karmitz kimdir?” sorusuna birden fazla taltif edici yanıt verilebilir, onun çokyönlü kişiliği dolayısıyla. Yönetmen, yapımcı, dağıtımcı... Ancak “Hangi başarısı biriciktir?” sorusuna hiç duraksamadan vereceğimiz yanıt “Sinema işletmeciliği kavramını değiştirdi” olacaktır. Marin Karmitz, geniş bir kitleye hitap eden popüler filmler dışındaki yapımların da gişe potansiyelini değerlendirerek sanat sineması dağıtımında öncü rol oynayan kişi. Adının baş harflerini taşıyan şirketi MK2, bugün Paris’te toplam altmış beş salonlu, on iki sinemalık prestijli bir zincirin sahibi. Sinemada üretim ve dağıtımın her alanında faaliyet gösteren bu güçlü ve saygın kişilik, sinema öğrenimini ülkenin o dönemdeki en iyi sinema okulu IDHEC’te yaptı. Kameraman ve yapımcı olarak çalıştı ve kısa filmler çekti. Bu filmleri dağıtıma sokamayınca yatırımcı olarak risk almaya karar verdi. İşçi sınıfı sinemaya uyuşturulmaya gitmemeli; kaçış sinemasına sığınmamalı düsturuyla Bastille semtinde ilk salonunu açtı. Sanat sinemasından kastı ise “sansürsüz sinema”. Ticari kaygıların siyasi baskılardan çok daha fazla sansüre yol açtığını, yaratıcılığın önündeki en büyük engelin ortalama beğeniye hitap etmek için kendini sansürlemek olduğunu bugün biz de biliyoruz. Sinemanın bütün türleri ve tarzlarıyla izleyiciye eşit koşullarda ulaşmasını sağlayan hamilerinden biri Marin Karmitz. O olmasa sanat sineması/sansürsüz sinema nasıl dağıtılırdı, arthouse’lar bulunmasa izleyici bu filmlere nasıl ulaşırdı diye durup düşünmeli. Truffaut’suz bir sinema tarihi hayal edemediğimiz gibi, Karmitz’siz bir sinema tarihi de hayal edemeyiz. –Alin Taşçıyan

Yukarı