Nebahat Çehre ile tanışıklığım, sinema serüvenimin başlangıcına denk düşer. Dağların Oğlu (1965) filmi için Osmaniye’ye gelişi, hem Yılmaz Güney’le hem de filmin başoyuncularından Nebahat Çehre ile tanışmamı sağladı. Bir süre sonra Yılmaz Güney’le birlikteliğim, o yıllarda onun değişmez oyuncularından biri (ve de eşi) olan Nebahat Çehre ile olan tanışıklığımı pekiştirip, sonrasında günümüze dek süren bir dostluğu oluşturdu. Sinemamızda Altın Çağ olarak adlandırılan 1960’ların başında yeni yüzlerin arandığı, oyunculara göre senaryoların değil de, senaryolara göre oyunculara gereksinim duyulduğu bir dönemde yıldızı parladı Çehre’nin. Yükselişinde, daha oyunculuk serüvenin ilk yıllarında, güzelliği ile yeteneğini örtüştürdüğü Metin Erksan’ın Acı Hayat filmi önemli bir rol oynadı, sonrasında Yılmaz Güney’le yaptığı filmler onu sinemanın vazgeçilmez oyuncuları arasına soktu. Nebahat Çehre pek çok kadın oyuncu gibi sinemamızın kendisine biçtiği kalıpların içinde tutsak olmayıp, birbirinden çok farklı karakterleri canlandırarak geniş ve esnek bir rol yelpazesine sahip oldu. Türk sinemasının o dönemlerde neredeyse resmi türü olan melodramlarda çoğu kez edilgin, masum, kırılgan ve duygusal kadınlıktan, çizgi romanlardan sinemaya aktarılan tarihi filmlerde ya da dönem filmlerinde savaşkan kadınlığa, yarı feodal ilişkilerin törelerle direttiği kıstırılmışlıktan, fantastik filmlerin dişi ve yırtıcı kadınlığına dek her karakteri canlandırdı; bir türe değil, tüm türlere yatkın bir oyuncu olduğunu ortaya koydu. -Abdurrahman Keskiner

Nebahat Çehre'nin biyografisini okumak için buraya tıklayın.

Yukarı