Politik sinemanın usta yönetmeni politikanın içinde doğmuş denebilir. İlk gençlik yılları İkinci Dünya Savaşı’nda işgal altındaki Yunanistan’da bir köyde geçer. Costa-Gavras’ın. Direnişçilerden olan babası, savaşın bitimiyle komünist olduğu için hapsedilir. Bu durum yüzünden ülkesinde üniversiteye gitmesine izin verilmeyince Gavras hukuk okumak için 1951’de Fransa’ya gider, ardından eğitimini yarım bırakarak Paris’teki meşhur IDHEC’te sinema okumaya başlar. Eden à l’ouest / Cennet Batıda (2009) ile göçmenlik sorununu perdeye taşırken, filmdeki Elias karakterinin Fransa’ya bir göçmen olarak geldiği bu ilk yıllarından yansımalar taşımadığını kim söyleyebilir? Sinema kariyerinin ilk adımı, büyük ustalardan René Clair’in yardımcı yönetmenliğini yaptıktan sonra 1965’te çektiği Compartiment Tueurs / Cinayet Vagonu ile gelir. Bu filmde birlikte çalıştığı Yves Montand’la onu politik sinemaya lanse eden üç önemli filmini ardı ardına yapar: Z / Ölümsüz, Missing / Kayıp, L’aveu / İtiraf ve L’état de siège / Sıkıyönetim. Kariyerinin zirvesi ise 1982’de Cannes’da Altın Palmiye’yi Yılmaz Güney - Şerif Gören’in Yol filmiyle paylaştığı Kayıp olur. Halen politik sinemanın başyapıtlarından sayılan Kayıp’ta, Pinochet diktatörlüğü altındaki Şili’de gözaltında “kaybolan” oğlunu arayan bir babanın hikâyesini anlatan Gavras, sonra En İyi Uyarlama Senaryo Oscar’ını da kazanan bu filminde işlediği temalara diğer yapıtlarında da sık sık uğradı: Gücün kötüye kullanılması, faşizm, yozlaşma, insan hakları ihlalleri gibi evrensel sorunları ele alırken politik mesajlarını geniş izleyici kitlelerinin keyif alabileceği ticari kalıpları da kullanarak verdi. Bu doğrultuda Amen’de yaptığı gibi Katolik Kilisesi’ni karşısına almaktan çekinmedi. Bu yılki festival programında da yer alan Le Capital / Kapital’de küresel güç odaklarının bankalarla birlikte hareket ettiğini anlatması gösteriyor ki, Costa-Gavras’ın acımasız sistemle hesaplaşması henüz sona ermedi.

Yukarı