Apo Dayı ile ne zaman tanıştık, ne zaman bunca yolu birlikte yürüdük, gerçekten hatırlamak mümkün değil. Onunla aynı yolları yürümek, dostluk dolu masaları paylaşmak çok güzel bir duygu. Hele hayatınızda böyle birinin var olduğunu bilmek, anlatmakla da olmaz. Onun için kendimi her zaman çok şanslı sayarım. Yeşilçam bizler için nasıl bir baba ocağı, ana kucağı ise, Apo Dayı da o ailenin büyük abilerindendir. Hiçbir kardeşinin ezilip sömürülmesine göz yummaz. Mesela sektörden biri bir film çekmeye başlar, herhangi bir nedenden dolayı o film yarım kalır veya filme başlama zorluğu yaşanır; Apo Dayı’nın kapısını tıklatması, gözlerine bakması yeter. Bir sırrı paylaşır gibi sessizce sorar: “Gardaş, ne istiyorsan söyle, elimizden geleni yaparız...” Yeter ki içinizdeki o insanı görsün, yüreğinizde Yeşilçam’ın Y’sini fark etsin. Sektörümüzde sendika ve dernek kurma faaliyetlerinin görünmez kahramanları vardır hep. “Emek mücadelesinin ne olduğunu iyi bilirim. Sonuna kadar yanınızdayım, haberiniz olsun” diyenlerin başındadır Apo Dayı. Bunu söyler ve sessizce kaybolup gider. Onun pohpoha, abartıya, alkışa ihtiyacı yoktur. “Gidiyoruz gardaş” der ve kendinizi güzel bir sofranın başında bulusunuz. Bitmez tükenmez masallar anlatır ama hepsi gerçek! Yaşar Kemal’i, Orhan Kemal’i, Yılmaz Güney’i anlatmaya doyamaz. Masallarında yüzyıllar akıp gider. Anavarza Kalesi’ni, Yılan Dağı’nı, Dadaloğlu’nu, başkahramanlarından biri olan Karacaoğlan’ı anlatır da anlatır... Onun sözlerini ve türkülerini ezbere bilir. Çocukluğunda duyduğu ağıtları, babasının nalladığı atları anlatır. En güzel son cümleyi her zaman o söyler: “Arkadaşlar, umudumuzu yitirmeyelim, durun bakalım gün doğmadan neler doğar...” Ne zaman eline güzel bir acı biber geçse ne yapar eder mutlaka onu bana ulaştırır: “Al gardaş, bu çok güzel bir acı.” Ceplerimizi boşaltır, acılarımızı paylaşırız. Seninle paylaşmak güzel be dayı, dilimiz yansın içimiz değil. Al dayı, ver dayı. Allah sana uzun ömür versin, iyi ki varsın Apo Dayı...–Menderes Samancılar

Yukarı