“Mankenden oyuncu ya da şarkıcı olur mu?” sorusu 2000’li yıllarda hepimizi çok yormuş, çok uğraştırmış sorulardandır. Ya da “manken” dediklerimizin başka bir alana kayması/karışması olağan bir şey midir?

Cevabı (henüz) çok net verilebilmiş sorulardan değildir bunlar. “Katiyen olmaz!” diyenlerin, hiç şüphesiz kendilerine göre haklı sebepleri, sağlam gerekçeleri vardır. “Pekâlâ olur!” diyenlerin ise ellerinde kapı gibi bir örnek vardır: Lale Belkıs.

Hakikaten de öyledir; kendini dâhil ettiği her alandan yüzünün akıyla çıkabilmiş sanatçılardandır. Çok az böyle sanatçımız oldu: Hümeyra, Zuhal Olcay ve çok az sayıda benzerleri. Çünkü bambaşka sanatçılardır bunlar; “talep bu yönde” diye değil, yapabileceklerini/anlatabileceklerini, o farklı alan içinde yapabileceklerini/anlatabileceklerini düşündükleri için yer/zaman değiştirirler.

Lale Belkıs da öyle. Bu nedenle müzikte de sinemada da kimselere benzemez işler yapmıştır; çünkü “öğrenmenin yaşı yoktur”un canlı bir örneğidir. Arar, araştırır, çalışır ve öyle dener ya da başlardı işe... Tabii “yetenek” dediğimiz nadir özelliğe sahip olmak da gerekirdi bunlarla birlikte, ama zaten Belkıs’ta gani gani mevcut olan bir şeydi bu da.

Ülke sinemamızın Lale Belkıs’a, kendisini tamamıyla gösterebileceği, bir film boyu oyunculuğunu sergileyebileceği imkânları verdiğini söyleyemeyiz. Hatta tersi söylenebilir: Bu imkân ona verilmemiştir. Ama ne gam; o kendisine uygun görülen irili ufaklı rollerde dahi (tabir burada çok caiz) bütün rolleri, hatta nerdeyse filmin tamamını kapıp gitmiştir.

Bir de şu: Ona hep “kötü kalpli” roller reva görülmüştür. Ama o her nasıl yapmışsa yapmış, bu rollerin içinden de “iyi insan” olarak çıkabilmiştir. Üvey anne ya da para düşkünü bir yuva yıkan olması hiç fark etmemiş, bir biçimde seyirciye kendisini “aslında iyiyken, şartlar gereği kötülüğe meyletmiş bir kader kurbanı” şeklinde nakledebilmiştir.

Nasıl mı? Oyunculuğuyla, sadece bu.
– Naim Dilmener

Yukarı