Ertunç Şenkay, 2011 yılında 30. İstanbul Film Festivali'nin Sinema Onur Ödülü'ne lâyık görüldü.

Ertunç Şenkay, 60’lı yıllardan itibaren yaklaşık yarım asır boyunca laboratuar asistanlığından görüntü yönetmenliğine birçok farklı konumda Türk sinemasında görev yapmış, küllerinden doğan bir Anka kuşunu andırır. Kariyeri, yılda 200 film çekilen 60’lı yılların siyah beyaz peliküllerini, renkli filme geçişi, seks filmleri dönemini, Arzu Film’de başlayan ve on tanesini çektiği, gişe şampiyonu Hababam Sınıfı filmleri dizisini, sinemanın batışını, 80’li yılların sanat filmlerini, Demirkubuz’un ilk filmini, Zaim’in ikinci filmini, 90’lı yılların gişede başarılı filmlerini içeren bir yelpaze genişliğine sahiptir. Biyografisi, bir bakıma, Türk sinemasının geçirdiği safhaları, açmazları ve zamana zemine göre bulduğu çözüm yollarını ya da tıkanıklıklarını gösterir. Önce kendi deneyimimden bahsedeyim: Filler ve Çimen’i 2000 yılı Ocak ayının ortalarında çekmeye başlamıştık. Şenkay, filmi görüntü yönetmeni kimliğiyle otuz üç günde çekti. Başka bir görüntü yönetmeni de elbette aynı zorlu işi benzer biçimde yapabilirdi. Ama aynı iş Ertunç Şenkay’ın tutturduğu kaliteye sahip olabilir miydi, bundan pek emin olamayan epey adam var etrafımda.

Bu hatırlatma filmdeki işbirliğimizin baştan sona güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. Kendi sözlerini kullanarak ifade edecek olursam, Şenkay “sadece temiz, net ve her tarafı aydınlık bir resmin değer arz ettiği bir görüntü yönetmenliği anlayışındaki” Türk sinema geleneğinin içinden alaylı bir çırak kimliğiyle gelerek bugünkü zihin yapısına ulaşmıştı.

Başarılı görüntü yönetmenliği, mekanik ve teknik metotlarla incelikli görsel melekelerin ustaca bir araya getirilmesinden oluşur. Sezgi, kavrama yeteneği, bekleme azmi ve yaratıcılık işin mayasıdır. Şenkay deneme yanılma, hata yapmaktan korkmama, yaptığı işten, ışığın büyüsünden zevk alma azmiyle bizim elli yılımızı, zamanımızı ve mekânımızı çerçeve içine aldı. Emekleri, öğrenme azmi, inadı ve esneme kabiliyeti için bu etrafı kül dolu Anka kuşuna teşekkür ediyoruz.
– Derviş Zaim

Yukarı