Dönemin ünlü tiyatro sanatçılarından Sıtkı Akçatepe ile aynı meslekten Leman Akçatepe’nin oğulu Halit Akçatepe okul arkadaşımdır. Yeşilköy Pansiyonlu İlkokul’dan. 1940’lı yıllar, ikimiz de yatılı okuyoruz. Aramızda 6 yaş fark olması nedeniyle ayrı sınıflardayız. Aramızda, bu öğrencilik yıllarında dönem farkı da olabilir. Uzun yıllar öncesine dayalı bu birliktelik konusu, aslında tam net değil. Buradan baktığımızda pek çok şey, bir sis perdesi altında. O yılları anımsayabildiğim kadarıyla sinema oyuncularından Rengin Arda (Bülent Oran’ın eşlerinden) ve Meral Sayın da aynı okulun öğrencileriydi... Anımsadığıma gore daha o yaşlarda ele avuca sığmayan bir çocuktu. Şimdi de öyle değil mi?.. Aslında 74 yaşında büyümeyen bir çocuk Halit Akçatepe.

Halit Akçatepe’nin sinema yaşamı konusunda ilginç bir öyküsü var. İlk kamera karşısına çıktığında 6 yaşındadır. 1942’de çektiği “Nasreddin Hoca Düğünde” adlı ilk filminden 1954 yılına dek, 16 yapımda “çocuk oyuncu” olarak oynamış. Ne var ki, o yıllarda “çocuk oyuncular”ın “yıldız”laşması gibi bir olgu, henüz gündemde değildir. Türk Sineması Tarihi’nde “çocuk yıldız”lık 1960’lı yılların başında Zeynep Değirmencioğlu ile başlar. Yani Ayşecik tiplemesiyle. 1942’den 2009’a dek 79 sinema filminde oynayan (TV dizileri ve tiyatro oyunları konumuzun dışında) Akçatepe’nin o üzerinde durulmamış es geçilen “çocukluk yılları”nın ardından, gençlik ve olgunluk dönemie girdiğinde gerçekleşecektir “yıldızlaşma”sı. Özellikle de 1972’de “Sev Kardeşim” adlı filmiyle giderek “oyuncu”laşır. Ertem Eğilmez’in kalabalık kadrolu filmlerinde “takım oyunculuğu” bilinciyle yaşamını sürdürecektir. “Mavi Boncuk”, “Bizim Aile”den sonra “Hababam Sınıfı” dizisiyle Türk Güldürü Sineması’na damgasını vuracaktır. Ve gerçekten de Halit Akçatepe, “Güdük Necmi” tiplemesiyle Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” romanlarından fırlamış gibidir.

Dile kolay, 60 yıllık bir direnişin, ayakta kalabilmenin, var olmanın yaşam serüvenidir bu. Münir Özkul ve Ertem Eğilmez, sinema yaşamındaki ustaları, Kemal Sunal, Adile Naşit ve ölümünden önce birlikte oynadığı babası Sıtkı Akçatepe, unutulmaz oyun arkadaşlarıdır, nam-ı diğer Güdük Necmi, son tahlil de çevresine davetkâr gülücükler dağıtan, sevimli, sıcak ve bol esprili bir kimlik sergiler ama iyice içine girdiğinizde sert bir kayaya çarpar gibi olursunuz. Zor bir adamdır o. Ahhh, ne “hınzır”dır o... İçsel dünyasının bir dışavurumu olan o “gülen yüzlü maske”yle yaşadı hep Halit Akçatepe...
– Agâh Özgüç

Yukarı