Bu yönetmenin insan halleriyle, dünya halleriyle sorunu var!

Gidişattan pek memnun değil. Yaşamın kenarında duran, yaşadıklarını alçak sesle yaşayan insanlara bakıyor; sıkışmış, kırılmış insanların hikâyeleri, hep ikilemler, travmalar... Onlara dair söylemek istediklerini sinema yoluyla etkili bir şekilde anlatıyor. Talebi hazır olmayan konularda hikâyeler kurmayı seviyor.

Karakterlerine içerden bakıyor. Işığın ve gölgenin olanaklarıyla içsel oyunlar yaratıyor. Sinemasını kendiyle hesaplaşarak kuruyor. Yusuf Kurçenli’yi 1973-1980 arası TRT’de başarılı filmlerle öne çıktığında tanıdık. Sonra içsel birliğe sahip bir düzine sinema filmi, tek hikâyeymiş gibi sürüp gitti.

İnce işçilik yaptı; ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödüller aldı; bugün Türk sinemasına anlam katan çok sayıda sinema insanı üzerinde emeği var.

Ve Recep ve Zehra ve Ayşe ile başlayıp Gramofon Avrat, Karartma Geceleri, Çözülmeler, Gönderilmemiş Mektuplar gibi filmlerle devam eden, en son Yüreğine Sor’a ulaşan soluklu bir yolculuk...
– Nesteren Davutoğlu

Yukarı